GENÇLİĞİMİN KİLOMETRE TAŞLARI

0
805

Bir köy öğretmeninin anıları

GENÇLİĞİMİN KİLOMETRE TAŞLARI 

Derleyen Rasim Balaban 

 

Yüksel Yılmaz Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nin önemli tarih ve kültür şehri Erzurum’da 1941 yılında doğdum. Ailemin ilk erkek çocuğu olmam, o dönemler ataerkil bir yaşam biçimi olan ailemde ilgi odağı olmam yetmişti. Şehrin yerlisi olan ebeveynlerim mükemmellikten, yenilikten ve eğitimden yanaydılar. Çocuk yaşlarımda, spora çok ilgi duyan rahmetli babam, sporu çok sevmeme neden olmuştu. Bu yüzden Erzurum’da tamamladığım ilk, orta, lise ve üniversite öğrenimlerimde, okul başarılarına, öncelikle amatör küme takımlarında futbol oynayarak, kayak kayarak spor başarıları da ekliyordum.

 

.

1968 yılı Temmuz ayında Bursa Valiliği’ne atamam yapıldığı haberini aldığım zaman büyük mutluluk yaşamıştım. Bir ilçenin köy ilkokulunda çalışacağımı bilmeme karşılık, şehrim Erzurum gibi onurlu bir tarihi ve kültürel geçmişe sahip Bursa’da görev almak benim için ayrı bir mutluluktu. Atamam Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Çaltılıbük Nahiyesi’nin Yukarıbalı Köyü’ne yapılmıştı. Tarih içinde yüzyıllardır büyük öneme sahip Bursa’yı gezmeden görev yerine gitmek olmazdı. Bir haftalık Bursa gezimiz boyunca Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalma İslami eserler, şehrin kültür yüklü mimari dokusu ve eski Bursa evleri beni çok etkilemişti. Ülkemizde henüz betonlaşmanın başlamadığı o yıllar Bursa güzel enerjisi ile insanı kucaklayan bir şehirdi. Bursa’ya gidip, Uludağ’a çıkmamak olmazdı. Uludağ gezimizi de tamamladıktan sonra bize Mustafakemalpaşa yolu gözükmüştü.

Cumhuriyetten sonra üretken kimliği ile ortaya çıkan Mustafakemalpaşa canlı, şirin bir ilçeydi. Orada, atandığım köyde birlikte çalışacağım arkadaşım Sıtkı Sincan’ın babası ve ağabeyi ile tanıştım. Yörede sevilen, sayılan, herkes tarafından iyi tanınan bir ailenin oğlu ile görev yapacak olmam beni çok mutlu etmişti. Günlerden ilçenin pazarıydı. O gün pazara ürün getiren Yukarıbalı köylüleriyle tanıştım. Onlarla birlikte köye gitmeye karar verim. Önce acil ihtiyaçlarımı aldım. Bunlar arasında bir futbol, bir basketbol topu vardı. Köylülerle birlikte otobüsle Çiviliçam Köyü’ne vardık. Bu köyde muhtar Mustafa Demir ile Demirci Kamil Ustanın ilgi ve yakınlıklarıyla karşılaştım. Yıllar önce Artvin’den bu köye göç eden misafirperver insanlarla paylaştığımız güzel sohbet sonunda, asıl görev yapacağım köye gitmenin zamanı gelmişti. Köylüler, oraya orman içinden iki saat süren yaya yürümeyle ulaşabileceğimi belirtince yola koyulmuştuk. Sonunda yamaç bir alana kurulmuş köy görünmüştü. O yıllarda 120 haneli güzel, yeşil bir köydü. Köye adım atar atmaz genç kadın ve kızların ahşap yalaklarda pekmez yapmak için üzüm şırası çıkarma çalışmaları çok ilgimi çekmişti. Çok geçmeden öğretmen arkadaşım Sıtkı Sincan gelip beni karşıladı. Köye geldiğim ilk akşam bana hoş geldin diyenler arasında köy muhtarı ve köyün tanınmış kişileri vardı. Onlarla petrol lambası aydınlığında çeşitli konularda sohbet ettik. Tabi bu arada karşımıza önemli bir sorun çıkmıştı. Köyün ne okulu ne de öğretmen lojmanı yoktu.

Eylül ayında eğitim-öğretim yılının başlaması ile köy koşullarına ve çevreye giderek alışıyordum. Başlangıçta kızlarını okula göndermeyen ailelilerin ebeveynleri ile konuşarak ikna etmeye çalıştım ve oldukça da başarılı oldum.

Hafta sonu boş zamanlarımızı köyün gençleriyle oynadığımız futbol ve voleybol maçları dolduruyordu. Zaman zaman köylü arkadaşlarla ava giderdik. Civar köylerdeki öğretmen arkadaşlarımızla çeşitli yörelerin oyunlarını özellikle düğünlerde oynar, köylü kardeşlerimizin hayatına renk katmaya çalışırdık. O dönemler televizyon yayını olmadığından ve köyde her evde radyo bulunmadığından, kocaman pillerle çalışan AGA marka radyomuzla evimizin yemyeşil bahçesinde bulunan masa etrafında akşamları köylü dostlarımızla birlikte oturur, çay içer, haber saatlerinde memlekette ve dış dünyada olup bitenleri ilgi ile dinler, yorumlar yapardık. Radyo programları o dönemler kısıtlıydı. 24 saat yayın yapılmazdı. Futbol maçlarına olan tutkum, İstanbul Radyosu’nun hafta sonları yapılan canlı yayında Halit Kıvanç ve Orhan Ayhan’ın eşsiz anlatılarıyla daha da çoğalır. Lig maçlarının yayınını birlikte dinlediğimiz köydeki gençlerin kısıtlı yaşamına renk katardı.

Mustafakemalpaşa Yukarıbalı Köyü’nün değerli insanları ile eğitim verdiğim değerli öğrencilerim; Ben aydınlık ve umudu yüreğime doldurarak köyünüze geldim. Saçlarımın 22 yaş siyahıyla, ellerim ve ayaklarımın 22 yaş gücü ve gençliğiyle köyünüze geldim. Sayısız yaşam imkânlarından yoksun köyünüzde bana duyduğunuz sevgi saygı ile şehirli bir genç olarak her zaman anılarımda değerli bir çerçeve içinde sakladığım yaşam gerçeği oldunuz. Aile ocağına geri döndükten sonra bu kez Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı genç bir makine mühendisi olarak mesleğime başladım. Yıllar akıp gittikçe mesleki yaşamım boyunca da sorumlulukla, ahlaki değerlerle görevimi sürdürdüm. Meslek yaşamım boyunca ülkemizin gelişmesi doğrultusunda, işimin bana sunmuş olduğu sosyal ve kültürel çevre ile yaşadığım kentte saygın bir kimliğe ulaştım. Hayatın tüm insanlara sunduğu mutlulukları, hüzünleri ve kayıpları yaşadım. Tüm aileler gibi çocuklarıma iyi bir eğitim vermeye çalıştım. Mutlu bir evlilik yaptılar. Torunlarım oldu. Ama gelin görün ki 1963 yılındaki ilk görev yerim Anadolu’nun bilinmeyen köyü Yukarıbalı Köyü’nü ve oranın insanlarını, oradaki anılarımı hiç unutmadım.

Seneler sonra ulaşabildiğim kadarıyla oradaki birkaç dostumla görüşebildim. İlçe ile köyü bağlayan yol yapılmış. Köylülerin bazıları sahip oldukları araçlarla bu güzergâhta yolcu taşımacılığı yapıyormuş. Birkaç aile Bursa’ya göç etmiş. Köyün kızlarından bazıları Mustafakemalpaşa ve Bursa’ya gelin gitmiş. Bu haberler beni mutlu etmişti. Ama beni asıl duygulandıran ve bu anılarımı yazmama vesile olan Mustafakemalpaşalı öğretmen Rasim Balaban’dı. Çevreden edindiği bilgilerle cep telefonu numaramı bularak benimle haberleşen saygı değer öğretmen Rasim Balaban’ın insanlık ve vefa örneği davranışı 55 yıllık zaman dilimi içinde köydeki yaşanmışlıkları ve değişimi öğrenmeme neden oluyordu. Böylesi içtenlik ve insanlık örneğinden dolayı yaşam boyu kendisine şükran duyacağım bir kişi Rasim Balaban.

Hani derler ya; ‘Orda bir köy var uzakta,  O köy bizim köyümüzdür.’

Aradan geçen yıllar içinde Yukarıbalı Köyü’nde tanımış olduğum ve ebedi âleme göç etmiş tüm insanlara, yine o efsane köye emeği geçip bu dünyadan ayrılmış öğretmen arkadaşlarıma Allah’tan gani gani rahmet diliyorum. Anılarına hep saygı duyacağım. Bu vesile ile zaman ötesinde beni tanımış, tanımamış tüm Yukarıbalı Köyü halkına selam ve güzel dileklerimi iletiyorum.

Akıp giden zaman içinde nasıl ki benim yaşamım da çok değişti ise orada da kuşaklar boyu çok şeyler değişmiş. Ebediyete göç edenler olmuş. Benim de kanımdan canımdan olanlar, hayatımdan ebedi aleme göçerken benden çok şey alıp götürdüler. Şimdi geçmişin güzel değerleri ve kaybettiklerimizin aziz hatıraları, hayatın en güzel anlamı. Bugün karşıma çıkan hayat tablosunda, öncelikle aile bireylerim, çocuklarım, torunlarım kaybettiklerimizin hüznünü biraz olsun hafifletirken, zamanın çok ötesine bakıp özlem dolu buruk bir gülümsemeyle ve gidenlere rahmet dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Hepsinin anılarına saygıyla…

Not: Ben de 25 Ağustos Pazar günü Yukarıbalı Köy gününe gittim. Yüksel öğretmenin öğrencileri eski Muhtar Ali Eren ile görüştüm. Öğretmenimiz Yüksel Yılmaz köyümüzde iki yıl görev yaptı. Ben de öğrencisi idim. Bizlerle beraber ders dışında futbol oynardı. Otobüsçülük yaparken köyü ziyarete geldi. Misafirimiz olmuştu.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here